12 Aralık 2011 Pazartesi

Aşkın Müfredatı

Sözümü tuttum iki mevsim ve bir okadar gece
Aşk olmasada kekeleyerek okuduğum  ilk hece.
Coğrafya derslerinde uykusuz geceler yoktu
Belki buyüzden sınıfta kaldım tüm takvimsiz gecelerde

Gittiğin gün haziran sıcağı olduğu için yanmıyor içim
Hala terliyorum ...
Biyoloji derslerinde öğrenemedik aşkın metabolik çarpıntılarını
Yoktu bir çift göz için geçen uykusuz gecelerin matematiği.

Karadan yürüyen gemilerden bahsederdi tarih kitapları
Hiç okumadım Bizansta nasıl yaşanmalıydı sevdalar
Savaşmadan ölen Mezopotamya çocukları yoktu surlarda
Yüzyıl savaşları kadar sürsün göçebe aşkın katliamı.

Sözün süresi olmayacak savaşlar ne kadar uzun olursa olsun
Söyleyenin sadakatinden parçalanacak belki bedenler.
En edebi eserler sessiz gözyaşlarından ibaretti bizim için
Soğuk ve uzak yatılı okul ranzalarında.

Biz gönül çelecek yalancı sözler okumadık şiir kitaplarında
Aşkın edebiyatı değil acıların sessizliği vardı buğulu camlarda
Biz belki sevemedik dizilerdeki gibi televizyon olmadığından
Ama öğrendik sözümüzü tutmayı soğuk yatılı okullarda.

Aşkın müfredatı yeniden oluşturulur belki
Anaokulunda paramparça kalpler kırmızıya boyanır
Ne Ali nin nereye baktığı ne de Emel in eve gelişi
Sevdiğimiz kadar sevilişimiz yazar çarpık defterlerimizde.

31 Ekim 2011 Pazartesi

İki Hece

Bu gece şarkılar dinledim hep, belki sen de bilirsin
Hani şu unutmayla ilgili olanlarından
Gidişleri garipseyen gelişlere şaşıran cinsten şarkılar.
Çok malzeme vardı hoşuna gidebilecek şeylerden
İyi bilirsin sen, gözyaşı,acı anılar falan.

Şehirler vardı birkaçında,ışıkları olan,yaşamak için
Pek anlayamadım ama kimsenin yaşayası yoktu bu kentlerde.
Deniz vardı sonra
Neden vardı ben de çok bilemedim.

Sevmek diye birşeyde vardı sonra zaman da
Sahi neydi bunlar pek yabancı gelmiyor nedense
En çok da şeye güldüm ben , ölüme!
Nasıl bişeyse artık daha önce hiç duymadım.
Ne garip bir sözcük iki hece ama bir çırpıda söyleniyor

Neyse dedim bir şarkıda ben yapayım,yaptım da
Daha yarısına gelmeden dur dedi dinleyenler
Dinleyenler dediysem dört tane duvar masa sandalye falan
Neden durayım dedim
Bak biz canlı değiliz ama hep ölüm çalıyorsun dediler
Nasıl bişeyse artık ben onu hiç bilmem dedim
Hayır eminiz bu ölüm diye yinelediler hep bir ağızdan
Küstüm şarkılara oysa ben sadece gidişini çalıyordum.

14 Ekim 2011 Cuma

Saudade

Merhaba o eskimeyen duygu ne hoşgeldin
Peki yüzüm neden gülmedi sevindiysem
Saudade deyip geçtim gururlu korkaklığa
Saudade dedim sırtı dönükken aşka sevdaya

Tütün çıtırtısı sessizliği bozan bazen yağmur
Bana göre adın bilmediğim Portekizce şarkıların
O hep merak ettiğim anlamı
Saudade
Umut için yağmurlu gecenin sabahında gelişin
Suskunluğum için kendini anlatan gidişin

26 Temmuz 2011 Salı

Yok Oluşlar Durağı

Kimsin
Var mı adından başka söyleyebileceğin

Sus
Söyleme adını kalsın bilinmezlerde
Belli mi olur benimle anılır belki bir gün
Gözlerim eskiyor gecede
Kimbilir belki değer bir an gözlerine

Kalk
Gitmemiz gerek bu kentlerden
Deniz yanıyor ki bu hep olurdu deme
Ellerim yanıyor galiba ellerin olmadan
Denize sadece dokundum belki.

Biliyorum
Yoksun aslında sen
Her geçen gün garipleşen zihnimin
Akılalmaz bir oyunu bu

Konuş
Varlığını ispatlayamazsın ben yokken
Bensizliğe attığın her adımın adresi
Yok oluşlar durağı

17 Temmuz 2011 Pazar

Eksik Ruhlar

        Şu bozuk düzeninizi alın gidin bi zahmet yada bırakın ben gideyim siyah beyaz bir filmde saçları sarı mı yoksa beyaz mı belli olmayan tek sahnelik bir oyuncu olayım.Oynadığım en güzel rolü oynayayım.Sevdiğim beni öldürsün ve sahne bitsin ama bu sefer gözlerinin ne renk olduğu belli olmasın.

       Beni uydurduğunuz kavramlarınızla boğmayın.Tahmin ve öngörülerinizi mümkünse münasip biryerlerinizde saklayınız.Saat 4 e gelirken ve balkonumda sigaramın mı yoksa ciğerimin mi yandığının ayrımına varamazken sizin uydurduğunuz tek sözcük bile beni tanımlama gücüne sahip olamaz.Kokuşmuş hayatların kokusunu bastıran son nefeslerde dahi hala biraz daha nikotin diyen bir nörolojik sistemin hangi eleştirisi rahatsız edebilir ki sizi muhesebesini yapmadan kapattığınız günün bilmem hangi lanet uykusunda.
 
      Ay bukadar güzel görünürken güneşi göremeden yaşasam da olur.Güneşle bir problemimiz yok ama fazla ışıkta pek daha belli oluyor yüzlerinizden damlayan menfi çırpınışlarınız.Bütün gün uyusam azalır mı sizinle karşılaşma oranlarımız.

    Ruhlarınızdan gelen o iğrenç kokuydu aşkı bu diyarlardan sürgüne gönderen terane.Bilmem ki şimdi hangi yüzle düşmüşsünüz peşinede hayvani ihtiyaçlarınız için aracı etmişsiniz.Kalabalık zaten yeterince kentleriniz boşuna kalabalıklaştırmayın sözlerinizi,deyiverin hayvanları utandıran emellerinizi.

   Karar vereceksin bir yola çıkmadan önce,limanları mı çok seveceksin,denizleri mi,yoksa gemileri mi?           Acizsen tutmaktan dümeni küfretmeyeceksin rüzgara durduk yere.Eğer gerçekten eksikse ruhunuz kirletmeyeceksiniz denizleri,yürümeyeceksiniz kaldırımlarda!Karşılaşmayacağız sokaklarda bulandırmayacaksınız midemizi henüz kusacak kadar içmemişken.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Film

film gibi yaşadık hayatı
kısa metraj bayık metraj farketmedi
hep baş rol oynadık figüran perdeleri
unuttuk repliklerimizi
yönetmensiz bir başyapıt.
senaryosu sağlam
tek kişilik galası var bu filmin
altın ödülleri var...
yandı salon koptu film
negatifleri kayıp...
anlattım ruhunu gördüğüm bütün et parçalarına.....
özendiler...
tutuşturdum ucundan yazıtlarını..
söndüler...
yad ettim her sen fikirli günleri
kıskandılar...

Rapunzel

Boşuna sarı saçlarını uzatma Rapunzel,
Artık bulutları delen gökdelenler var,
Bir prens gelip tırmanır sanma rapunzel,
Artık ne de olsa asansörler var.

Sevgide yok artık rapunzel emek de,
Vazgeçmek de kolay olmuş ihanette..
Hatta bir bakmıssın.....
Hayatın en acımasız sahnesindesin

Evveli yoktu ki rapunzel devamıda olsun
Tohumu neyse artık meyveside odur


Ne zaman başladı ki bir sonu olsun ?

Yolu yarılamıştım aslında yaklaşıyordum
 Ama bitlenmiş saçların Rapunzel


EREZ

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Ruhun Evrimi -1

Evrilirken bize neyin kaldığını görebilmek lazım ki bir sonraki salgında hangi hastalıklardan muzdarip olacağımızı önceden daha net kestirebilelim.Ruhun evrimi bambaşkadır esasında!Bir et parçasının milyonlarca defa büyütülmüş hallerinden daha da başka.

Doğarken başlar ruhun evrimi ki bu ne bir başlangıçtır ne de bir son. Hiçbir zaman kontrol edemeyeceği bir enerjinin sahibi olmak bu parçacıkları ziyadesiyle şımartıyor olsa gerek.Değişimi sağlayan patlamaların açığa çıkması sanırım saniyelerle bile ölçülemeyecek kadar kısa zaman dilimlerine sığdırılabilir.Belkide bu yaklaşım sadece içinde bulunduğumuz hayatı algılayış biçimimizden ötürü ortaya çıktı.Eğer bir başka pencereden bakmak istersek ruhun beden gibi zaman eksenlerinde evrilmediğinden de söz edebiliriz.

Belirli parçalanmalar veya birleşimler yaratan bu enerji karmaşası içerisinde bedenin bu kadar az etkiyle kurtulabilmesi şüphesiz ki zaman eksenine körü körüne bağlanan bu et parçalarının materyal algı sarhoşluklarından ileri gelmektedir.

30 Haziran 2011 Perşembe

Biz Yaşamıyoruz Aslında

Biz yaşamıyoruz aslında sadece kareler değişiyor
Azıcık dikkatli bakarsan sadece perdelerin değiştiğini
Sahnenin arkasındakileri hatta kulistekileri bile göreceksiniz
Bedeli bir ömürden çok daha fazla olan oyunumuza ...
Hepiniz hiç de hoş gelmediniz !
Varsa ilk nefesini gülerek alan belirtsin sancısını
Kabuklu yemiş yemeye çalışanlar hangi kafadasınız çok şükür?

Arka sıradakiler göremiyorum diye üzülmesinler
Oyun pek de Romeo Juliet değil gibi
Romeo vodkayı fazla içmiş,Juliet aynı Juliet
Peynir aynı peynir,

Inner Voice

23 Haziran 2011 Perşembe

Rammstein-Ohne Dich (Sensiz)


Görme Özürlü Aşk

Bu aralar içimden dışarı çıkmak için bedenimin duvarlarını mahveden darbelerine aldırmadan kapılarını kapalı tutuyorum mabedimin.

         Öyle sevdalar vardır böyle sevdalar vardır diye yıllardır tanımlanan içi boşaltılmış ve inancımızı yok eden kavram kargaşalarının inadına görme özürlü bir aşk yaratıyorum hem de yüreğimin benim bile daha önce görüp hissetmediğim derin kuytularında.

         Gece güneşi beklerken en ufak sesin gürültü olacağı bu saatlerde,ben artık göremeyeceğim bir gülüşü özlüyorum.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Ne yer ne de gök

 Bazıları sevmeyi bilmez,,hiç sevmez de,,kork onlardan
 onlar şeytanın akrabalarıdır,tanrısı olsan da sevmezler seni
 Bazıları sevmeyi bilir ama sevemez,,yaklaşma onlara
 onlar içten pazarlıklıdır
 Bazıları da sevmeyi bilmediği halde deli dolu sever,sev onları
 Onlar zararsızdır,zulmettikleri tek şey gecede asılı kalan bedenleridir.